O Nasıl Bir Rüyaydı

28 Kasım 2012 Çarşamba § 0



Dün gece öyle bir rüyaya denk geldim ki içerisinde kızlar, erkekler kabala büyüleriyle ayin yapıyordu. Burası normal olabilir ama beni ilgilendiren tarafı bunları gördüm diye az daha kurban ediliyor olmamdı. Çok fena tırsmıştım. Uyandıktan sonra yarım saat rüyanın etkisinde kaldım diyebilirim.

Allah beni ve sizleri böyle rüyalardan uzak tutsun. Amin.



Türkiye'deki Kutuplaşmalar

29 Ekim 2012 Pazartesi § 0



Günümüz Türkiye'sinin acı gerçeğini yavaş yavaş kabul etmeye başlayalım. Bizi o kadar güzel(!), içten içe, hissettirmeden kutuplaştırdılar ki şimdi çözmeye çalışsak Allah bilir kaç sene işin içinden çıkamayız. Bizi bu duruma sokanlar da kaostan beslenenler. 

Türkiye'yi geliştirmemek için kaostan beslenme şu an en etkili yol. Kaos çıkarmak için en çok sebebi olan ülke konumundayız; Laiklik, Atatürkçülük, baş örtüsü sorunu, alevi sorunu, kürt sorunu bu sebeplerden en büyükleri. Şu an bunları yazarken hatırlayamadığım büyük sorunlar da illa ki vardır.

Nedense hep bu sorunlar çerçevesinde kısır döngüdeyiz.

Bu sorunların en büyükleri ve bizi sürekli gerileten sorun; Atatürkçülük, Dincilik çekişmesi.  Bilinç altımıza öyle bir gerçeklik getirmeye çalışıyorlar ki ya dinci olacaksın ya da Atatürkçü. Sanki ikisini birden olmak yasak. Birilerine göre ya Allah’a ya da Atatürk’e tapmalısın. Oysa Allah’a şükür, Atatürk’e teşekkür diye bir seçenek de var. Tabi bu seçenek kaostan beslenenlerin işine gelmediği için her zaman gündemden uzak tutulmuş, bilinç altımızdan silinmeye çalışılmıştır.

Sorunları daha vahim bir hale getiren sorun ise karşıt görüşlerin birbirlerine fikirlerini, düşüncelerini anlatması yerine bir birlerine hakaretler ederek zıt görüşteki insanları kabul etmeyip, onları yok saymaktadır. Eğer karşıt görüşler birbirlerini dinlese daha da önemlisi onlara saygı duysa ülkemizdeki kutuplaşma bu kadar olmazdı.

Örnek vermek gerekirse; bir ateist dini inancının olmadığını söylediği zaman düşünce lincine uğruyor. Düşünce linci yerine bu arkadaşımızı karşımıza oturtup, neden dini inancının olmadığı, neden Allah'ın varlığını kabul etmediği sorulsa, bu sorulara paralel dinimiz ve Allah'ın varlığı güzelce anlatılsa daha iyi olmaz mı? 

Kafamdaki düşünceler şu an o kadar çok ki her birini anlatmak isterken konudan konuya geçmiş oluyorum. Bunun farkında olarak bir konuya daha geçiyorum:

Bugün 29 ekim 2012. Yani Cumhuriyetimizin 89. yılı. Ülkemizin 89. yaşını gururla kutlamamız gerekirken, ülkenin dört bir yanından mutluluk, neşe haberleri almamız gerekirken, biz bu kutlamaları engellemeye çalışan siyasi görüşün haberlerini alıyoruz. Karşıt siyasi görüş de Cumhuriyet bayramı kutlamalarını sahiplenip ortalığın daha da gerilmesini sağlıyor. Bu siyasi görüşlere sesleniyorum; Şunu bilin, Cumhuriyet bayramı ne sahiplenmeye çalışan siyasi görüşün ne de kutlamaları kısıtlamaya çalışan siyasi görüşün bayramıdır. Cumhuriyet bayramı bu ülkenin kurulması için cephelerde canını düşünmeden savaşan ve şehit olan askerlerimizin, onlara kendi istekleriyle yardımcı olan vatandaşların bayramıdır. Yani dedelerimizin, ninelerimizin bayramı. Yani tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bayramı. O yüzden Cumhuriyet bayramımızı rahat bırakın!

Yazmak istediğim bir çok şey daha var ama o konulara bir başka yazıda değinirim.

Kalın sağlıcakla.

1910 Yılında Hayal Edilen 2000 Yılı

12 Ekim 2012 Cuma § 0

1910 yılında yaşayanlar hayal ettikleri 2000 yılını tuvallere dökmüşler. Acaba 2000 yılını görme imkanları olsaydı ne düşünürlerdi?























Psikopat'tan Alıntı

10 Ekim 2012 Çarşamba § 0



"Acı gerçek, insanın gerçek yaşamının yaman çelişkilerle -gündüz ve gece, doğum ve ölüm,mutluluk ve keder, iyi ve kötü- dolu olmasıdır. Birinin bizi diğerlerinden koruyamayacağından, yani iyinin kötüye galebe çalacağından ya da sevincin acıyı yeneceğinden emin değiliz. Yaşam bir savaş meydanı. Hep öyle oldu ve hep öyle olacak ve eğer olmasaydı, var oluş sona ererdi."

Oldu mu bu İlnevya?

18 Eylül 2012 Salı § 0




Yorum sizin sevgili seyirciler :(

Çocukluğumun Sevdası: Atari

4 Ağustos 2012 Cumartesi § 0

Yıl bilmem kaç... Okula başlamış mıyım, başlamamış mıyım hatırlamıyorum. O yıllar yani. Amcamlara gitmiştim, eve girdiğim anca ilk defa gördüğüm bir şeyle karşılaşmıştım; atari.



Atari nedir bilmezdim. İlk defa gördüğüm için sessizce kuzenleri izledim. Çok hoşuma gitti ve o günden sonra atari aldırmak için evde çok yoğun çalışmalara başlamıştım. Bunu mutlaka aldırmam gerekiyordu..

O günden sonra aradan biraz zaman geçti. Kuzenler yeni atari modeli almışlardı. Yanlarına gittiğimde "Street Fighter" oynuyorlardı. Oyuna tutulmuştum. O gün atari isteğim içimde daha da arttı, durdurulamaz bir hal almıştı.

Babama bu konuyu bir kez daha açmıştım. Babam İzmir'e gideceğini, kağıda ismini yazmasını söylemişti. O an havalara uçuyordum. İşin komik yanı ise kağıda "atari" yerine "Sitrit faytır" yazmamdı :) (Şu an bile o günü çok net hatırlıyorum)

Babam İzmir'den eli boş dönmüştü, bulamadım demişti. Ben pes eder iyim? Daha çok baskı kurup nihayetinde aldırdım bir tane. İlk olarak bol bol "Street Fighter" oynamaya başlamıştım. Süper Mario ve Tank'a da çok fena sardığımı hatırlıyorum.

Zamanla yeni oyun kasetleri aldıkça yeni yeni oyunlarla tanışmıştım. Adventure Isand ve bir futbol oyunu tutkum olmuştu.

Artık atarim olduğuna göre başından kalkar mıyım? Sabah akşam oynardım. Ta ki atarinin iki kolunu da bozana kadar :) Kollar bozuldu, yalvar yakar yenisini aldırttım. Aldıklarım bozuldu ben yenisini aldırttım. Bu böyle devam etti.

Sahiden de o zamanlar atari satanlar atarinin kendisinden çok atari kollarından çok kar etmişlerdir. Şimdi düşündüm de ne de çok atari kolu bozmuşum..

Bir gün oyundan oyuna gezerken babamın dikkatini "Galaksi" oyunu çekmişti. Bir kaç kez oynadıktan sonra tutkulusu oldu. İşten gelip oynardı. Ciddi ciddi babamla atari kavgası yapardık. Bir ara dayım da babamı bu oyunu oynarken gördü o da oynamaya başladı. Ve böylece aralarındaki ezeli rekabetin temeli atılmış oldu. Bol bol iddiasına oyunda kapışırdılar. Allah'tan o zamanlar adaptör ısınması vardı da atari başından kalkardılar.

Adaptör ısınması atari oynayanlar için kabustu. En zor oyunları oyna, o kadar bölüm ilerle ama adaptör ısındığı için mecbur oyunu kapat. Ve de her şey normale döndüğü zaman oyuna baştan başla. Kabus gibiydi... Arkadaşları evime davet ederken, adaptörü varsa getirmesini söylerdim Biri ısındığı zaman diğeriyle devam etmek için. Oyun bozulurdu ama olsun biz yine de eğlenmemize bakardık.

O sıralar elime nereden geçtiyse çocukların rüyası, hayallerinin baş kahramanı Tsubasa Ozora'nın oyuna elime geçmişti. Sevinçten havalara uçuyordum. Resmen oynadığım tek oyun olmuştu. Arkadaşlarıma da oyundan bahsettiğim zaman oynamak için can atar olmuşlardı. Ben arkadaşların evine gider, onlar bize gelirdi.

Hiç unutmam mahallede bilgisayarı olan arkadaşı evine davet etmişti. O zamanlar bilgisayar görmek büyük bir şey olduğu halde biz bilgisayarla ilgilenmeyip, Tsubasa oynardık. Ey gidi..

Atarinin bendeki yeri hala daha farklıdır. Çocukluğumda kalmadı.. Hala daha bilgisayarıma atari programı kurup, o zaman oynadığım oyunları oynarım. Hatta çoklu oynanan oyunları kuzenlerimle birlikte oynarım. Oyunları oynarken anılardan, oyunu eskiden oynadığımız zamanlardan bahsetmeden olmaz tabi..

Şimdiki nesiller Play Station sevdalısı olasalar da bir atari sevene göre Play Station bir Alex değildir.. Son sözü budur.

Yalavuz Kaldım

10 Aralık 2011 Cumartesi § 1

Tbl askerde ilnevyA'da 2 gün sonra askere gidiyor ve ikisi de yedek subay. Resmen yalavuz kaldım buralarda... 


Sattınız lan resmen beni..

90'larda Çocuk Olmak

11 Kasım 2011 Cuma § 0



90'larda çocukluğunu geçirenler bunların ne demek olduğunu iyi bilir.

Al Beni

8 Kasım 2011 Salı § 0


Not: Bu bir iç dökme yazısıydır.


Al beni, al beni
Götür uzaklara
Al beni, al beni
Uçur yukarılara…


Biliyorum sen de farkındasın
Çok zor
Gözlerin yalan söylemiyor…


Al beni, al beni
Elinin çizgisinden
Al beni, al beni
Gözlerinin denizine…


Al beni, al beni
Elinin altına
Al beni, al beni
İki deniz arasına…


Mavi Sakal'ın "Al Beni" şarkısının sözleri. Bu sözleri aşık olduğum, sevdiğim birine söylemek istiyorum. Bunun da ötesinde aşık olmak istiyorum. Artık aşık olma vaktim geldi, geçiyor galiba.


Çevremdeki arkadaşlar yavaş yavaş kendilerine sevgili buluyor, bulmuş olanlar ilişkilerini rayına oturtuyor. Olmayanların da bir kısmı hatunlarla flört halinde.


Bana gelince; sap geldim sap gideceğim gibi duruyorum. Üniversiteden mezun olan dönemimdeki arkadaşlarımla konuştuğum zamanlar "hala sende birşeyer yok mu?" diyor. "Yok" diyorum her seferinde. Acaba bir kere "var" diyebilecek miyim.


Böyle yaşamaya alıştım fakat artık bir değişiklik istiyorum...
Gerçi şu var "birileriyle birşeyler paylaşmak, aşık olmak için bir çaba gösteriyor musun" deseniz cevabı hazır, göstermiyorum.


Aslında göstermek istiyorum ama korkuyorum. Bir kez daha siktir yememek için birşeyler yapamıyorum...

Bugün Bayram Erken Kalkın Çocuklar

7 Kasım 2011 Pazartesi § 0






"Bugün bayram erken kalkın çocuklar 
Giyelim en güzel giysileri 
Elimizde taze kır çiçekleri üzmeyelim bugün annemizi"

Ne zaman bayram gelse Barış abimizin bayram için söylediği bu şarkı gelir. O yüzden bayram kutlamasında bu şarkıyı paylaşmak istedim.


Hepinizin bayramı mübarek olsun, hep beraber nice bayramlar görelim.

Blog İstatistikleri

9 Ekim 2011 Pazar § 0

Son zamanlarda benim bloga gelen ziyaretçi sayısında dikkat çekecek kadar artış vardı. Bugün istatistiklere bakayım dedim, şu sonuçlarla karşılaştım:




 Bu istatistiklerden çıkarttığım sonuç şu:


Eğer Mia Wallace blogunu kapatırsa sıçtım. 

Var mı Benden Daha Salağı?

8 Ekim 2011 Cumartesi § 2




Bu olayı bu blogda anlatmazsam olmaz. Resmen hayatımı siken anıdır...
5 sene önce yaşandığını da belirteyim.
Anıyı anlatırken paragraf içinde kendi yorumlarımı da yazacağım. Katmazsam rahatlamam..

*

Bir erkek düşünün sevgidiği kıza açılamıyor. Üstelik kızın ona açık açık ondan hoşlandığını ima ettiği halde! Nasıl mı oldu bu diyorsanız hemen başlayayım anlatmaya...

Yaz boyu mesajlaştığım önceki seneden aynı sınıfta bulunduğum arkadaşla başka dershaneye gittiğim halde yine buluşmuştuk. İlk günler tek tük yanına gidiyordum. Tek tük yanına gitmemin sebebi hem millet yanlış anlamasın hem de o yanlış anlamasın! (Yanlış anlaması mı kaldı? Kızla yaz boyu mesajlaşmasını biliyorsun. O zaman yanlış anlar diye düşünmezsin!)

Arkadaşı hem önceki seneden tanımanın etkisiyle hem de bol bol mesajlaşmanın etkisiyle epey bir samimi olduk. Haftasonları dahil beraberdik desem yanlış demiş olmam.. Bizim samimiyet o kadar ilerlemişti ki bizden başka herkes sevgili olduğumuzu zannediyordu.

Günler geçti, aylar geçti ben bir türlü kıza açılamıyorum. Hep aklımda "ya ben onun davranışlarını yanlış yorumluyorsam ya beni istemiyorsa" düşüncesi var...

Bir gün dershanenin kütüphanesinde ders çalışıyoruz. Koca kütüphanede 3 kişiyiz; Ben, o ve onun samimi arkadaşlarından biri. Ben ders çalışırken can sıkıntısından sıraya tuttuğum takımın kısaltması olan TS'yi yazdım. O sıra arkadaşı yazıyı gördü ve S'yi göstererek "bu senin isminin baş harfi, -T'yi göstererek- peki bu ne?" dedi. Hoşlandığım hatta sevdiğim kız şok oldu. Dondu kaldı. Ben O zor durumda kalmasın diye salağa yattım sorduğu soruyu geçiştirdim. Aralarında ufak bir tatışma olduktan sonra kız gitti. Biz kaldık başbaşa...

Ben başımı gömdüm kitaba ders çalışıyorum. O bana baktı ve konuşma başladı

T: Birşey sormak istiyorum 
A: Sorma -Tabi gülerek :)- 
T -Gözlerimin içine bakarak-: Senin yanına sadece ders çalışmak için geldiğimi mi zanendiyorsun
A: Bilmiyorum (Archy sana ne kadar sövsem azdır. Bu cevap orda verilir mi amk)
T: Demek ki beni tanımayanlarla takılıyorum

Kız resmen açıldı, teklif etti. Ben ise bu soru üstüne ne dedim beğenirsiniz
A: Sene sonunu bekliyorum, sınavını etkilemesin diye bir şey demiyorum (Sanane lan kızın sınavından. Sen önce kendi sınavını düşün!)

Dedim ve resmen sıvamış oldum. Bana baktı "demek ki beni istemiyorsun o yüzden sene sonunu bekliyorsun" dedi ve başladı ağlamaya... Zar zor ağlamasını durdurttum...

Ertesi gün oldu, yine eskisi gibiyiz ama bana kırgın olduğu belli oluyordu... Günler böyle devam ederken en sonunda dayanamayıp açıldım. Açıldım ama neye yarar. Kızın kalbi kırılmıştı, istemedi...

Görüşmeler, ısrar devam ediyor ama ne fayda... Öss'den bir gün önce son kez görüştük. Ayrılmadan önce bana "yazın telefonu kullanmayacağım" dedi. Harbiden de kullanmadı.

Msn'ye sık girmezdi. Rastladığım zaman buluşmak istedim, kabul etti.
Buluştuğumuz gün neşesi yerindeydi. Gezdik, tozduk, eğlendik derken manzaralı bir yerde oturduk. Muhabbet ederken ellerini tuttum. "Neden tuttun" dedi. "İçimden geldi" dedim.(İçime sıçayım. O manzarada o ortamda teklif yapmayan aklımı sikeyim) "Çok üzüleceksin Archy" dedi. Öylesine diyor zannettim...

Daha da pek görüşemedik...

Üni'lere yerleştik, kayıt olduk. Artık gitme zamanı yaklaşmıştı ama ben ondan haber alamıyordum. Bir akşam telefona mesaj geldi "Şurdayım müsahitsen seni göreyim" evden çıkmamla oraya gitmem bir oldu desem yanlış olmaz herhalde. Görüştük, hasret giderdik derken ayrılık vakti geldi. İçimi burukluk kapladı... Tam giderken "Tel no'mu değiştirdim" dedi. "Versene" dedim, "aklımda değil sonra veririm" dedi ve gitti... No'yu da daha vermedi...

Epey bir süre sonra verdi ama oralara girmeye gerek yok. Hikayenin devamını anlatmaya, kendi hayatımı nasıl siktiğimini de anlatmaya gerek yok....

*

Şimdi söyleyin bakayım benden daha salağı var mı bu dünyada?

Yazdığım Ama Başlık Bulamadığım Hikaye

11 Eylül 2011 Pazar § 0

Yüzünü yıkadıktan sonra aynada kendine baktı. Canının sıkkın olduğunu bir kez daha gördü. Hiç bir şey düşünemiyordu. Bu son olay canını çok sıkmıştı. Derin bir nefes aldıktan sonra sahile inip, yürüyüş yapmaya karar verdi.

Sahile inmesi uzun sürmedi. Bir kez daha Karadeniz’e dert yanmaya gelmişti. Canı sıkıldıkça Karadeniz’in yanına gelirdi, bilirdi Karadeniz’in onu dinleyeceğini, rahatlatacağını.

Karadeniz’in yanında dalgın dalgın yürüyordu, bir türlü kendine gelemiyordu. Kendi kendine “Neden böyle oldu?” deyip duruyordu ama ne fayda, bir türlü cevabı bulamıyordu.

Karadeniz’e karşı oturmaya karar verdi, özlemişti denizi izlemeyi, Karadeniz’in içini rahatlatmasını. Denizi izlemeye, dinlemeye, her anını yaşamaya başladı. Deniz bir şeyler mırıldanıyordu, anlamaya çalışıyordu, anlayamıyordu. Durum böyle olunca gözlerini kapatıp, kendini sessizliğe bıraktı. Tam o an yanına tanımadığı biri oturdu. O da denizi izlemeye başladı...

Denizin üstünde martılar uçuşmaya başlamıştı. Gözlerini açtı martıları izlemeye başladı. Nedendir bilinmez,martılar içini biraz daha hüzünlendirmişti. Daha da üzülmeye başladı. Yanındaki üzgün olduğunu görünce sessizliği bozdu:

- Evlat derdin nedir?
- Ben derdimi anlatsam neye yarayacak, çözümü bende değil ki. Hem zaten ben elimden geleni yaptığıma inanıyorum.

Bir kez daha daldı gözleri denize...

- Olsun evlat sen yinede söyle, belki bakarsın çözüm yolu buluruz beraber.

Gerçekten de konuşmaya ihtiyacı olduğunu fark etti, içini dökmeye başladı.

- Sorun sevgilim… O üzgün olunca ben daha çok üzülüyorum.
- Sorun nedir?
- Yıllardır başarmak istediği bir şey var. Daha önce yapmış, yine yapmak istiyor ama yapamıyor. Çalışıyor, çabalıyor olmuyor. Ben ona elimden geldiğince destek olup, moral veriyorum. Bu sefer kesin başaracaksın ve bu başarıların devamı gelecek. Başaracak diye ona o kadar çok inanıyorum ki...
- İnanıyorsun ama başaramıyor.
- Aynen öyle oluyor. Yine başaramadı. Başaramadığını görünce içim parçalanıyor. Ben ne kadar inanırsam inanayım, bazı şeyler benim elimde olmuyor. Gerisi ona kalıyor. Maalesef o da sonuna kadar geliyor ama…
Gözleri doldu, ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Birkaç damla gözyaşı yanağından akmaya başladı.

- Evlat hayatta öyle şeyler oluyor ki, sen ne kadar kendini parçalarsan parçala elinden bir şey gelmez, bazı şeyler karşı tarafa bağlıdır. Sen ondan daha çok çabalarsın, ondan daha çok inanırsın fakat o başaramaz. Sonunda da sen daha çok üzülürsün. Bu gibi durumlara alış, bu sana tecrübe olsun. Senin üzülmenin bir şeye faydası olmaz, tam tersine karşı tarafa zararı olur. Her zaman senden destek alırdı, her zaman seni yanında hissederdi, zor anlarında yanına gelirdi, seninle mutlu olurdu. Sen şimdi üzülürsen nasıl senin yanına gelir? Bunu hiç düşündün mü?

Kafasını kaldırdı, gözyaşlarını sildi. Duyduklarının doğru olduğunu fark etti, kendini toparladı.

- Söylediklerin çok doğru, yardımın için teşekkür ederim. Ben hemen kendimi toparlayıp onun yanına gideyim, bana ihtiyacı vardır.

Döndü arkasını koşarak gidiyordu, muhabbet ettiği amca birden ona bağırdı:

- Bu arada evlat sevgilinin başaramadığı şey neydi, bana söylemenin bir sakıncası var mı?

Amcaya döndü, arka arka koşmaya devam ediyordu.

- Şampiyonluk…
- Yoksa sen bugünkü maçtan…

Amcanın son söylediklerini dinlemeden daha hızlı koşmaya başladı. Sevgilisi yerine koyduğu Trabzonspor’unun ona ihtiyacı vardı...

Archy

25/04/2009
21:45 civarları

Üniversite, Ömrümü Yedin..

8 Eylül 2011 Perşembe § 0

Okulu uzatmak ne büyük problem arkadaş. Saçlarım beyazları, sinir, sitres.. Benim gibi ara sıra umursamaz biri bile umursar oldu bu işi.

Bu sene az daha okulu donduruyordum, dondurmayı bırak bırakıyordum. Arkadaşlar aradılar, yalvar yakar kararımdan döndürdüler. Gerçi ben bu süreçte evdekilerin gözüne bakıyordum, "okulu bırak" demelerini bekliyordum. Ama demediler..Ben ne güzel bırakıp, açıköğretimden devam etmeyi bile göze almıştım...

Anlayacağınız bu sene de öğrenciyim. Okul ne zaman biter Allah bilir...

Sağlıcakla kalın.

Bir Tatil Daha Geride Kaldı

23 Ağustos 2011 Salı § 3



37 gün tatil yaptığım Trabzon'dan pazar günü dönmüş bulunmaktayım. Dönüş için yola çıktığımda içimi bir burukluk kapladı ki anlatamam.

Her günün dolu dolu geçtiği, aklımıza esen herşeyi yaptığımız, bol bol eğlendiğimiz, çok güldüğümüz bir tatil geride kaldı. Bir tatil böyle geçince insan dönünce etkisinden kurtulamıyor tabi. Döndüğümden beri tatildeki anıları hatırlıyıp, gülüyorum. -Acaba delilik belirtisi mi :)-

Çekildiğimiz fotoğraflara bakıyorum, fotoğraflardan bile çok eğlendiğimiz belli oluyor. Fotoğrafların yüzde 90'ında insan gibi çıkmadığımızı belli edeyim. Hatta bu duruma sonradan tatilimize katılan bir arkadaş şaşırmıştı. Çekimlerde girdiğimiz şekilden şekile haraketleri garipsemişti. Tabi tatil sonuna doğru onu da biraz kendimize benzettik :)

Bu tatil döneminde Cem Yılmaz gibi bir kaç fıkrada da oynadım. İnsanlar o kadar doğal ki, yaptıkları, verdikleri anlık tepkiler bizi gülmekten yerlere yatırdılar. O insanlardan biri de bendim. Arkadaşlar hala daha anıyorlardır beni :)

Tatil döneminde bol bol fotoğraf çektim. Prof. fotoğraf makinesi olduğu zaman affetme, affetmedim de. Yakaladığım kareleri gören arkadaşlardan çok övgü aldım. Bir tanesini paylaşayım:




Bunu da paylaştıktan sonra yazıyı bitireyim. -Yazmadan önce çok şey aklımdaydı, başladım hepsini unuttum-

Bunuyorum Galiba

5 Haziran 2011 Pazar § 0

Telefonda kimle konuşursam konuşayım, seslerini asla unutmazdım. Aradan çok uzun zaman geçse bile. Taki bu yaza kadar...

Yazın ilnevyA beni Akçakoca'daki festivale çağırmak için aramıştı. Tanıyamamıştım :( Bir utandım anlatamam. ilnevyA beni aynı durumda tanımasaydı ben söverdim, o sövmedi. Kendi tercihi.

Konuya dönersek, yarım saat önce üniversitede takıldığım arkadaşlardan bir tanesi aradı, tanıyamadım. Ciddi ciddi tanıyamadım. Hala daha nasıl tanıyamadığımı düşünüyorum..

Bunuyor muyum lan. Halbuki gencim de 10 haziranda 24 yaşıma gireceğim. Nerden çıktı bu erken yaştaki bunaklık...

Hayat Zevkim Kalmadı

19 Mayıs 2011 Perşembe § 3

Şu hayatta 2 şeyden çok eminim;

1. Trabzonspor asla şampiyon olamayacak
2. Güzel, alımlı, anlaşıylı bir sevgilim olmayacak. Gerçi ben bu kafada gidersem hiç olmayacak orası ayrı.

Bunak Hayatım

5 Mayıs 2011 Perşembe § 0

Sanırsam geleneksel bunalıma girme dönemine girmiş bulunmaktayım..
Şu an Pixies - Where Is My Mind'i dinliyorum ve bende filmin sonundaki gibi atlasam mı diye düşünüyorum..

Neden böyle sıkıcı bir durumda olduğumu kısa bir süre düşündüm, aklıma ilk gelenler; okuldaki durumum, geçmişteki pişmanlıklarım, tek düze bir hayatımın olması.

Arkadaşlara "hayatım sıkıcı, hep aynı" diye dert yanınca aldığım cevap "hep şehir dışına çıkıyorsun, nasıl sıkıcı oluyor" oluyor. Tamam en ufak fırsatta kafa dinlemek için ufak kaçamaklar yapıyorum ama yetmiyor. Daha çok kalıp daha çok gezmek daha çok eğlenmek daha çok kafa dinlemek istiyorum.

En çok da okuldaki durumumu unutmak istiyorum. Ne zaman neşeli olsam, ortamı kasıp kavursam "Okulda durum nasıl" sorusu geldiği zaman bende ne moral kalıyor, ne neşe. Sormayın şu amk sorusunu. Daralıyorum, hatırlamak istemiyorum. Zaten mezuniyeti göremeyeceğim düşüncesi sürekli kafamda gidip geliyor... (Bazen ilnevyA'nın durumunu aklıma getiriyorum moralim yerine geliyor. -Kızma len :)-)

Bu sıralar kafamı meşgul eden sorunlardan biri de eski pişmanlıklarım. Aradan geçmiş 4-5 sene hala daha arada hatırlıyorum. Bırakın ulan yakamı. Kabul öküzlüğün zirvesine çıkıp bayrak diktim o dönemde ama şimdi öyle değilim. Niye durduk yere aklıma geliyor bu anılar.. Ben önüme bakmakta, geçmişi geçmişte bırakmakta direniyorum, anılar da beni bırakmamata direniyor. Bakalım hangimiz kazanacak.

Bazen kendi kendime düşünüyorum, bütün herkes ben gibi de sadece ben mi halimden şikayet ediyorum?

Digitürk Sana Ne Kadar Koysam Az

6 Nisan 2011 Çarşamba § 0

Blogger'i engelelttiniz için size çok pis sövdüm, bilesiniz.
Lan 2-3 blog maç yayını yapıyor diye komple site mi kapattırılır? Sizin anlayışınıza, düşünce yapınıza koyayım.

Neyse fazla sövmeden yazıyı bitireyim.

Bu arada blogger'in açık olduğunu bir arkadaşım sayesinde öğrendim, Allah razı olsun. Malum son zamanlarda nete fazla giremediğim için takip edemiyordum.

Teşekkürler ilnevyA!

3 Mart 2011 Perşembe § 3

Kanka (ilnevyA) sen olmasan ben bu blog camiasında ne yapardım bilmiyorum. Gerçi sen olmasan blog camiasına hiç girmemiş olurdum orası ayrı.

Yazı yazarım, başlık bulursun. Yazacak konu bulamam, konu bulursun. Yazım hatalarım denetlersin. Yazıların yazımı ile ilgili fikir bile verirsin.

Blog nikimi sen seçtin (o gün ne gülmüştük be), profil fotoğrafım için fikir verdin. Bloguma tema bile seçtin.

Senin hakkın ödenmez lan. Bir de Pes'de her maç seni yenebilsem süper olacak..